T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI Antalya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü

Antalya'da Evlenme Törenleri

Evlenmeler, yurdun her yöresinde olduğu gibi Antalya'da da önemli bir olay sayılır. Eskiden Antalya'da da evlenmeler, istisnalar dışında genellikle görücü usulü ile yapılmaktaydı. Evlenme çağına gelen gençlerin (bu çağ genellikle askerden dönüş yılıdır) "mürüvvetini" görmek, ana babanın tek emelidir. Bazen oğullarının evlendirilmesi için çok büyük borç altına girmekten çekinmezlerdi. Bugün yapılan düğünlerde aşağıda söz konusu edeceğim pratiklerden bazıları halen yapılmakta, bazıları ise tamamen unutulmuştur.

Bekâr gelinlik kızlar saçlarını hiç kestirmezler. Böylece diğerlerinden kolayca ayırt edilebilirler. (İlçe Merkezi- Uzunlar Köyü- Şeydiler Köyü)
Evlenmek isteyen delikanlı bu isteğini ya anasına söyler ya da erkek arkadaşlarının babalarına söyler, onlar da oğlanın babasına söylerler. Oğlan doğrudan babasına evlenmek istediğini söyleyemez. Evlenmek isteyen delikanlı, işleri gönülsüz yapmaya başlar, akşamları eve geç gelmeye başlar. Böylece evlenmek istediğini anlatmış olur. (Sülekler Köyü)*

KIZ İSTEME (KIZ BAKMA): Askerden dönen oğlu bir aileyi geçindirecek kadar para kazanabileceği bir iş sahibi oldu mu, artık analar oğullarının mürüvvetlerini görmek isterlerdi. Bunun için oğlan anaları, en yakın ve samimi dostları arasından iki kadın seçerek üç kişilik bir görücü topluluğu halinde, bütün akrabalarının da fikirlerini alarak, bilgili becerikli ve eli çabuk bekâr genç kızı olan eve, tanışsın tanışmasın kız görmeye giderlerdi. Bazen gitmeden önce bu kızlar hakkında yakın arkadaşlar aracılığı ile bilgi toplanırdı.

Bir günde iki-üç kız görmek için ziyaretler yapılırdı. Bu ziyaret sırasında kız evinde yapılan karşılama, kızın konuşma ve hareketleri dikkatle izlenir; hatta karşılama ve uğurlama sırasında kızın nefesinde ve vücudunda hoş olmayan bir koku olup olmadığını araştırmak için kıza sarılarak öperlerdi. Eskiden ayrıca, çevrelerinde kız bulamayan görücüler yakın köylere kız görmeye giderlerdi. Buradaki evlenme çağında kızları bulunan evleri bulmak için hiçbir kimseye danışmaya gerek yoktu. Zira bölgeye özgü töreler içinde belki de en ilginci, özellikle Alanya, Manavgat, Serik ve Eşen bölgelerinde, evlerin bacalarına, damlarına evlenme çağında bulunan kız sayılarına göre boş şişe koyma geleneğidir. Şişeler yatık ise kızların dul: kırık ise, kızların evlenmiş oldukları anlaşılırdı.
Yapılan bütün ziyaretler sırasında görülmüş kızlar içinde bir tanesi üzerinde karar verilir; görülüp beğenilen kızın ailesine durum birkaç gün içinde bildirilirdi. Karşılıklı bir anlaşmaya varılırsa kız ailesinden istenirdi.

KIZ İSTEME (DÜNÜR GİTME): Erkek evinin sözcülüğünü üstüne alan kimse (genellikle oğlanın babası), anne-baba ve yakın bir tanıdık ve akrabadan oluşan topluluk, bir akşam kız evine (önceden haber vermek şartıyla) ziyaret yapardı. Bu ziyaret sırasında kızı anne ve babasından isterler_ Bu isteme genellikle, dini yönden hayırlı günler olarak kabul edildiği için perşembe ve cuma günlerine rastlatılırdı. Kız ailesinden istenince, oğlan evi tarafından yapılan soruşturma gibi, kız evi de oğlan ve ailesi hakkında tanıdıklar arasında bir soruşturma yapardı. Oğlan hakkında toplanan bilgiler olumlu olduğu takdirde oğlan evine haber verilerek, söz kesme merasimi için belirli bir gün kararlaştırılarak, oğlan evi kız evine davet edilirdi.

*Manavgat Halk Kültürü Kitabından.

SÖZ KESME: Kız tarafı "evet" derse, her iki ailenin akrabaları ve dostları toplanarak "söz kesimi" veya "şerbet içme" denilen tören yapılırdı. Söz kesimi sırasında "Bundan sonra tatlı yiyelim, tatlı konuşalım."diyerek lokum gibi tatlı şeyler yenir ve şerbetler içilirdi. Merasime katılan oğlan tarafı erkeklere işlemeli güzel birer mendil hediye ederdi.
Söz kesiminden sonraki günlerde, her iki aile kız tarafının vereceği çeyizler ve oğlan evi tarafından verilecek "takı" (ağırlık) konularını görüşmek üzere tekrar bir araya gelirlerdi. Kız evi isteklerini söyler. Üç aşağı, beş yukarı anlaşılırdı.
Çeyiz masrafları kız evine ait olmasına rağmen, günümüzde buzdolabı televizyon, yatak odası takımı vb. eşyaların oğlan evi tarafından veya ortak alım yönüne gidilmektedir.

NİŞAN KOFASI: Eskiden nişan veya düğün yaklaşırken evlenecek gençlerin aileleri tarafından hazırlanan ve içinde damat ve gelin için çeşitli hediyeler bulunan kofalar, büyük bir seremoni içinde karşılıklı gönderilmesi Yapılan eğlencelere tüm komşular katılır, Lü... Lü... Lü...'ler çekilir, maniler okunulur, şarkılar söylenirdi.
Nişan kofası hazırlamak için belirlenen bir günde çarşıya çıkılarak kız tarafının akrabalarının da katıldığı kalabalık bir toplulukla kız için oğlan evi tarafından alışveriş yapılır, hediyeler alınır. Daha sonra oğlan evi tarafından kızın beğenisi üzerine satın alman bu giyimlik eşyalar, takılar süslenmiş bir sepet (kofa) içinde "nişan kofası" olarak kız evine gönderilir. Gelen hediyeler kızın arkadaşlarına ve tanıdıklarına bir masa üzerine serilerek gösterilir. İki taraf arasında kararlaştırılan bir günde, yalnız erkekler toplanarak dini yönden de duası yapılarak "söz kesme töreni" yapılır, sonunda limonata ikram edilir. İkram edilen limonatadan oğlan evine en önce kaçırarak damada içiren kimse bahşiş alır. Tören dağılırken gelen misafirlerin bir kısmı, genellikle damadın arkadaşları, kız evinden gizlice bazı eşyaları alırlardı. Kaçırılan bu eşyalar damada bahşiş karşılığı verilir ve sonra da ev sahibine iade edilirdi.
Kızın eşya ve hediyelerini getiren nişan kofası geriye boş gönderilmez. Kız evi de oğlan evine aldığı, damada iç çamaşırı, gömlek, yüzük, tıraş takımı, çorap ile damat evinde bulunan diğer fertlere de hediyeler verirdi. Ayrıca bu hediyeler arasında iki sürahi şerbet de vardır. Bu sürahilerin biri yeşil başörtüsü, diğeri de kırmızı ile bağlanırdı. Bu kofayı kız evinden bir kişi oğlan evine götürür; oğlan evi hediyeleri getirene bahşiş verirdi.
Ve yakınlar çağrılarak gelen hediyeler gösterilir; yeşil başörtüsü ile bağlı şerbeti damat, diğerini de yakınları içerdi. Yeşil mutluluk anlamını, kırmızı ise, kızın verilmesi nedeniyle ailede duyulan can acısını simgelerdi.
Bugün değişen sosyal şartlar gereği olarak birçoğunda nişan takımı adı da verilen bu adet uygulanmamaktadır.

NİŞAN TÖRENİ: Söz kesme töreninden sonra sıra nişan törenine gelir. Bu tören, iki tarafın anlaşmasına göre yapılır. Basit olarak, aileler arasında, sade bir tören olacağı gibi, bir nişan balosu da olabilir. Göreneğe göre, nişan için bir salon tutulur. Sadece kadınlar toplanır. Nişan olacak genç kızı, yüksekçe bir yere oturturlar. Her iki tarafın akraba ve dostları bu törene davetlidirler. Bu merasime oğlan evi ve misafirlerinin topluca gelmesi ve kız evi ile akrabaları tarafından karşılanması adettendi.
Çalgıcılar, düğün salonunu görmeyecek bir şekilde yerini alır. Genellikle bu tören gündüz geniş bahçelerde yapılırdı. Herkes oynar, oyunlar genellikle hareketli ve tek olarak oynanan yerli danslardır. Bu arada yaşlı hanımların oynadığı zeybek de oldukça ilgi çekicidir. Eğlencenin sonuna doğru nişan merasimi yapılır. Müzik eşliğinde kayınvalide yüzüğünü ve kendi nişan hediyesini takar. Arkasından bütün oğlan evi hediyelerini renk renk kurdele ile takarlar. Sıra kız evine gelir. Onlar da nişan hediyelerini takınca artık nişan takılan genç kızın oynaması gerekir. Bu esnada bütün gözler ondadır. Çünkü bütün kolları boynu, parmakları, göğsü çeşit çeşit altın ziynetlerle doludur. Ayrıca altın yerine o sırada tedavüldeki kâğıt paralar takanlar da bulunur. Bu merasim bitince, tören de biter ve kız evine gider. Bütün bu takılan eşyaların saklanması gerekir. Takılan her hediyenin kimin tarafından takıldığı öğrenilir. Çünkü takılan bu hediyeye, yeri ve zamanı gelince karşılık vermek adettir. Nişanlanan gençlere bundan sonra yavuklu denirdi.
Yukarıda anlatılan nişan törenleri bugün genellikle erkekli kadınlı toplulukların katıldığı balolar şeklinde de yapılmaktadır.

GELİNE VE DAMADA ÇEYİZ DÜZME: Önceden belirlenen bir günde kız-damat ve ailesi ile yakın akrabalarından yalnız bayanların katıldığı bir toplulukla beraberce çarşıya çeyiz için alışverişe çıkılırdı. Önce bir kuyumcuya gidilip geline düğün hediyesi olarak ziynet, daha sonra bir çeyiz mağazasına gidilerek geline ve damada düğünlük giyecekler hep beraber beğenilirdi. Sonra bunlar evlerde konu-komşu sergilenerek gösterilirdi.

KIZ HAMAMI: Çarşamba günü, her iki tarafın akrabaları, kızın arkadaşları hamama giderler. Buna "gelin hamamı" denir. Hamamda kız ve oğlan evinin bayan akrabaları ile evlenecek kızın arkadaşlarının katıldığı sazlı-sözlü bu törende, gelin adayı oğlan evinden gönderilen hamam takımı ve sedef kakmalı nalınlarla kız arkadaşları ile yıkanırdı.
Bu arada oğlan evi katılanları, kızın vücudunda herhangi bir eksiklik veya yara-bere olup olmadığının son göz kontrollerini yapardı. Kız da bunu bildiği için. Ona göre dikkatli davranırdı. Katılanlar yıkanma işlemlerini tamamladıktan sonra eğlenceye geçilirdi. Gelin adayı, ellerinde yakılmış mumlar olduğu halde bekâr kız arkadaşları tarafından göbektaşı etrafında Lü... Lü... Lü... çekerek, türküler eşliğinde dolaştırılırdı. Bundan sonra misafirler de dansları ve türküleriyle bu eğlenceye katılırlardı. Merasimi bitiminde neşeli türküler söylenerek kız hamamdan çıkarılırdı.

KINA GECESİ: Kız Hamamı merasiminin yapıldığı günün akşamı kız evinde kına gecesi yapılırdı. Eskiden mutlaka yapılması gereken "Kına gecesi" eğlencesine günümüzde pek sık rastlanmaz.
Bu gecede yerel çalgıcılardan faydalandırdı. Bu bir ud, zil ve delbektir. Kız evinin davetlileri kızın evinde, kız evi müsait değilse, kararlaştırılmış bir başka evde toplanırlardı.
Davetliler toplandıktan sonra gelin giyinmiş ve süslenmiş bir halde sağdıçla birlikte sağdıç önde. Gelin arkada içeri girerler. Bu arada çalgıcılar karşılamaya uygun türküler söylerlerdi. Gelin odaya girince bütün genç kızlar "gelinin ağırlığı basmasın" diye ayağa kalkarlar. Gelin sağdıcın önderliğinde, önce annesinden başlamak üzere bütün büyüklerin elini öper. Daha sonra kendilerine ayrılan biraz yüksekçe yere sağdıçla beraber oturur.
Kına gecesine başkanlık eden kadın (genellikle kız evinin en yakın akrabası, komşusu olabilir) "Yavrum kızlar!" diyerek ortaya çıkar; "Yavrum kızlar, gelinler... Ne duruyorsunuz? Ölüye giden ağlar, düğüne gelen oynar Hadi çıkın ortaya!" vb. sözler söyleyerek kızları oyuna kaldırır; bu kadar aynı zamanda, kaldırdığı kişilerin oynayacağı oyunları öğrenerek, eğer çalgıcılar kapalı bir yerde çalıyorsa, çalgıcılara oyunların adlarını söylerdi.
Oyunlar ve eğlenceler yatsı ezanının okunmasına kadar devam ederdi. Yine düğüne başkanlık eden kadın. "Kızlar!.. Hanımlar!.." diyerek yine ortaya düşerdi. "Ne duruyorsunuz, erkekler yatsıdan çıktı. Kızlar, kınayı getirin de yakalım."
Gelin, odanın ortasına alınıp bir sandalyeye oturtulur; başı tam ( yani başından bir evlilik geçmiş ve kocası ölmemiş) bir kadın kına yakması için çağırılırdı. İnanışa göre, kınayı başı tam olmayan biri yakarsa, yeni gelinin de başı bozulur.
"Başı tam" kadın gelinin yanına gelir ve kına türküsü ile kına yakılma töreni başlardı. Gelinin sağ eli yukarıya kaldırılır, küçük serçe parmağına kına konur ve al bir bezle bağlanırdı. Gelin ağlamaya başlar ve onu yakınları izlerdi. Gelinden arta kalan kınadan genç kızların başına da sürülür veya küçük parmaklarına "Darısı sizin başınıza" diyerek yakılırdı. Bu arada etrafını çeviren kızlar şu türküleri ve manileri söyleyerek gelini aralarına alarak oyuna kaldırırlardı.

KINA GECESİ MANİLERİ

Altın taş içinde kına kesilsin
Görümceler etrafına dizilsin
Gelinim kınan kutlu olsun
Bundan dirliğin tatlı olsun

Dağdan keserler ıslığı
Hani bu kızın yastığı
Gelinim kınan kutlu olsun
Bundan dirliğin al olsun

Dağdan keserler gürgeni
Hani bu kızın yorganı
Gelinim kınan kutlu olsun
Bundan dirliğin tatlı olsun

Hani bu kızın anası
Önünde mumlar yanası
Gel gelinin kaynanası
Gelinim, kınan kutlu olsun
Bundan dirliğin tatlı olsun

Kız bu bahçeler senin mi?
İçinde gezen yarin mi?
Yârin ayrılık günün mü?
Gelinim kınan bol olsun.

Evimizin önü çittir geçilmez
Arayeri sıktır görünmez
Eloğlunun kahrı zordur çok
A canım da kız gelin oluyor
Annesi kızsız kalıyor
Testisi susuz kalıyor.

Evimizin önü ufak yongalı
Sağın solun çifte yengeli
Ben mi idim, arayerin engeli?
Ben gidiyorum hatırınız hoş olsun

Atladı gitti eşiği
Sofrada kaldı kaşığı
Gidiyor da evlerin yakışağı
A canım da kız gelin oluyor
Annesi kızsız kalıyor
Komşular ıssız kalıyor

Elimi koydum dastara
Kolumu kesti testere
Mevlam şirin göstere
A canım da kız gelin oluyor
Annesi kızsız kalıyor
Testisi tuzsuz kalıyor.

Merdivenden inerken
Ayağıma battı diken
Ayrılıktır belimi büken
A canım da kız gelin oluyor
Komşular ıssız kalıyor.

Biner atın incesine
Düşer yolun koncasına
Selam edin amcasına
Ah kızım kınan kutlu olsun.

Geline bakın geline
Kınalar yakın eline
Mendiller sokun beline
Sürmeler çekin gözüne.

Yakada pelit odunu
Yakanlar bilir tadını
Ağlama kızım ağlama
Beni yolda eğleme.

Biner atın iyisine
Düşer yolun koyusuna
Selam edin dayısına
Ah kızım kınan kutlu olsun.

Annem yoktur sürme çeksin
Babam yoktur duvak örtsün
Oluyor da kız gelin oluyor
Annesi kızsız kalıyor
Komşular ıssız kalıyor

İstanbul'dan başım çıktı selamet
Düğün evinde koptu kıyamet
Kaynana gelin sana emanet
A canım kız gelin oluyor
Annesi kızsız kalıyor
Komşular ıssız kalıyor.

Koyun gibi geldiler
Avlumuza girdiler
Bir tanecik kızımızı alıp gittiler
Geline bak geline
Kınaları yakmış eline
Yarın sabah gider kendi evine
A canımda kız gelin oluyor
Annesi kızsız kalıyor
Komşular ıssız kalıyor.

Ocakta kaynıyor helva tavası
Dışarda çalıyor, düğün havası
Bakın bakın bizim dostlar
İçerde ağlıyor kızın anası.

Annesi kızın annesi
Elinde mumlar yanası
Yakmıyor gelinin kınası
İşte budur bunun edası.

O zamana kadar sessiz ağlayan kızın anası feryadı basar.
Bunun üzerine davetlilerden birisi:
-"Anam ne ağlıyorsun? Kızın alını, yeşilini sallayarak, tahtırevanını devire devire gelin gidiyor" diyerek anayı teselliye çalışır.
Bu arada gelini ağlatacak maniler okunur. Bu manilerde daha ziyade güvey övülmektedir. O zamana kadar sessiz ağlayan gelin, ağlamasın yükseltince, davetlilerden biri takılır:
"Kızım ne ağlıyorsun? İstemiyorsan, söyleyelim, seni almasınlar."der. Gelinin verdiği cevap ise:
-"Hem ağlarım hem giderim, adetimi ederim" olur.
Davetliler dağıldıktan sonra gelinin diğer parmaklan ile topuklarını ayak parmaklarına da kına yakılır. Kız o gece son olarak evinde ve annesi ile yatar.

GELİN ALAYI (ÇEYİZ YAYMA) MERASİMİ: Düğünden bir gün önce yapılır. Antalya'da düğün, kız evinin büyük bir masrafa girmesi olarak kabul edilir. Çünkü kız evi bütün eşyayı yapmak zorundadır. Buna karşılık erkek evi sadece gelinlik kıyafeti ve pek az eşya alır. Düğün genel olarak bir hafta önce başlar. Kız evinin hazırlamış olduğu çeyiz, erkek evinin gönderdiği vasıta ile gelin evine götürülür. Bu da başlı başına bir törenidir.
Eşya taşımak için dört tekerlekli atlı tatar arabaları tercih edilirdi. Ancak daha eskiden gelinin çeyizi, özellikle süslenmiş bir devenin sırtına yüklenip genç çiftin oturacağı eve götürülür, orada sergilenirdi. Devenin sırtına yüklenip rengarenk yorganlar, çarşaflar, yastıklar, halılar, çanak çömlek, tencereler tavalar ve daha neler neler vardı. O devenin, Kaleiçi'nin bir otomobilin geçemeyeceği daracık sokaklarında, tangır tungur sesler çıkararak ilerlemesi görülmeye değer bir şeydi. Sonra çeyiz devenin sırtından indirilip evin bir odasında sergilenirdi. Eskiden kapılar hep açık olduğu için, konu komşu çeyizi seyretmeye giderdi. Bunu yapmamak da biraz ayıp sayılırdı.
1970'li yıllara kadar ise çeyiz taşıma şöyle yapılırdı. 8-10 araba ve hamallar kız evine gelir. Önce bu taşıyıcılara mendil, kumaş parçaları gibi hediyeler verilir. Sonra kız çeyizi arabalara taksim edilir. Döşek, yorgan halı, kilim, gelin sandığı, birkaç sandalye ve bir kızın o zamanlar çeyizinde ne gerekli ise işte onlar. Zurnacı ve davullar on-on beş kadar da oynayan erkek önde, en son ayna ve aynalı dolaplar yüklenen arabalar peş peşe yola çıkardı. Başka bir arabada da , "lülü lülü" çeken kadınlar olurdu. Gelinle damat arabaların arkasındaki takside olurdu genellikle. Caddelerden büyük geçilerek gelin evine gelinir ve eşyalar indirilir. Aynı gün veya ertesi günü kız evinin yakınları gelin evine gider. O gün kız çeyizi eve yerleştirilir tören, genellikle pazartesi-salı gününe tesadüf eder. Döşenen ev gelen misafirlere, tanıdıklara, düğüne çağırılanlara gösterilir. Bazen gelin odaları
"yeşil murattır" geleneği uyarınca kapıları, pencereleri yeşile boyanırdı. Gün boyunca süren "ev yazması" denilen bu merasim de, türkülerle ve verilen ikramlarla çok neşeli geçerdi.

GELİN HAMAMI: Kız Hamamı merasimine benzeyen Gelin Hamamı'nı bu kez damadın ailesi organize ederdi. Kız Hamamı merasimine benzer eğlenceler yapılırdı.

OĞLAN HAMAMI: Damat, bekârlık arkadaşları ile birlikte berberde tıraş olduktan sonra hamama getirilir, burada tam çalgı eşliğinde çeşitli eğlenceler yapılırdı. Hep beraber yıkanılırken arkadaşları güveyi akşama kadar eğlendirirler ve akşam da yakın bir komşu evinde toplanılıp eğlencelere devam ederlerdi.

DÜĞÜN OKUCULARI: Eskiden düğün davetiyeleri yoktu. Bu iş için görevli kadınlar vardı. Bu kadın mahalle mahalle, sokak sokak dolaşır, kapıları çalarak düğün evinin komşu, dost ve akrabalarına düğünden önce, düğün yerini ve gününü bildirir, düğün sahipleri adına, düğüne davet ederdi.

DÜĞÜN SALONLARI: Antalya'da düğünler genellikle düğün sahibinin bahçesinde, bu olanak yoksa komşuların bahçelerinde yapılırdı. Düğün için sandalye ve masa kiralanarak bahçeye yerleştirilirdi.
1940'lı yıllardan sonra düğünler, Halkevi salonunda (Büyükşehir Belediyesi Kültür Salonu'nun bulunduğu yer) balo şeklinde yapılmaya başlanır oldu. Kaleiçi'nde Fen Lisesi'nin bahçesinde (Ambarlı Mektebi), Dumlupınar İlkokulu'nun bahçesinde, Astsubay Gazinosu'nda da düğünler yapılırdı.

DÜĞÜN: Damat ve kız evi tarafından önce aralarında düğün günü ve yeri kararlaştırılırdı. Düğün yapılacak yerin sahibi ile gerekli görüşmeler yapılır; bu yer kiralanırdı. Düğünler eskiden bayanlar ve erkekler arasında ayrı ayrı yapılırdı. Düğün evinin kapısında, kız ve damat evinden görevli birkaç erkek, güvenlik ve düğün salonundan gelecek ihtiyaçları karşılamak üzere hazır bulunurlardı. Düğüne gelen hanımlar, girişte, damat ve kız evinin hanımları tarafından karşılanır, yakınlarının bulunduğu masalara götürülürdü. Misafirlerin beraberlerinde getirdikleri yaşı geçkin çocuklar, annelerinin karşı koymalarına rağmen düğün salonuna alınmazdı. Düğünlerde bekâr genç kızlar allanıp süslenerek, konuşmaları ve işveleriyle bekâr oğlan analarının dikkatlerini üzerlerine çekmeye çalışırlardı.
Her düğünde, gelenleri uygun bir şekilde salona oturtan ve müzik başladıktan sonra onları sıra ile oyuna kaldıran bir hanım çengi bulunurdu. Bu çengi hanıma bazı misafirler kimi kaldırabileceği ve gizli becerisi olanları bildirirlerdi. Oyuna kaldırılan kızların başından çevrilen paralar bahşiş olarak çalgıcılara verilirdi. Düğünde yeni insanlarla tanışılır; bazen bu yeni tanışmalar, yeni bir düğün için başlangıç olurdu. Düğün sonunda damat düğün salonuna girer, gelinle dans ettikten sonra yeni evlerine götürürdü. Köy kökenli ailelerde ise düğünün ertesi günü "gelin alma" merasimi yapılırdı.

GELİN ALMA: Düğünün ertesi günü oğlan evi, gelini almak için kız evine gitmesine "gelin alma" denirdi. Kızın anası-babası ve akrabalarının bulunduğu bu törende kendi evine gitmekte olan kıza anne ve babası tarafından gelecek aile yaşamına ilişkin öğütler verilirdi. Ayrıca kızın babası "Kızım şimdi kendi evine gidiyorsun. Bundan sonra, bu eve yalnızca el öpmek için geleceksin. Bunların hepsini kabul ediyor musun?" diye sorar. Kız da, sessizce ağlar, kabul anlamında başını öne doğru eğerdi. Baba kızının duvağını yüzüne örter. Oğlanın annesi, kız kardeşi, hala ve teyzeleri dualarla gelinin koluna girip hazır bekletilen faytona veya ata bindirirlerdi.

KOLTUK MERASİMİ: Kız ve oğlan evi tarafından faytona veya ata bindirilen gelin çalgı eşliğinde birkaç faytonluk konvoyla kentte dolaştırılıp oturacakları eve getirilirdi. Gelin ailesinden bazı hanımların da bulunduğu "Gelin Alayı"nı evin kapısında güveyi karşılar: gelini faytondan anne kız kardeşleri ve diğer yakınları indirir ve koluna girerek evin bahçe kapısına kadar yürürlerdi. "Koltuk Merasimi" adı verilen bu törende bütün akraba ve komşular bulunur, güvey ve gelin orada bulunanların alkışları arasında kol kola eve girerler ve bu sırada topluluk tarafından bu evliliğin zengin ve bereketli olması için üzerlerine bozuk para, buğday, pirinç karışımı atılırdı. Odalarının kapısına geldiklerinde, geline içinde bir çekiç, bir çivi bulunan küçük bir kap verilirdi. Gelin önce bu eve çivi gibi çakılı kalacağını simgelemek üzere verilen çiviyi odanın kapısına çakar; daha sonra da eve benliği ile huzur ve tatlılık getirdiğini simgelemek için kaptan bir parça bal alıp odanın kapısına sürerdi. Damat gelinin duvağını açar ve daha önceden hazırladığı "yüz görümlüğü" olarak hazırladığı kolye veya bileziği geline takardı. Bu sırada bu gibi düğünlerde kullanılmak üzere özel olarak hazırlanmış altın yaldızlı bir tepside şerbet dolu sürahi, bir genç hanım tarafından getirilerek " Afiyetle içiniz!" diyerek masaya konurdu. Gelin de bu şerbetten kendi elleriyle bardaklara doldurur, damada ikram ederek beraber içerlerdi. Daha sonra damat oradan ayrılır, bundan sonra evin hanımları ve davetliler geline hoş geldin ve mübarek olsun dileklerini söylerlerdi. O gün akşama kadar türküler söylenip eğlenceler tertiplenirdi.

EL ÖPME: Gerdek gecesinin ertesi günü sabahleyin sabah kahvaltısından sonra gelin ve damat gelinin anne ve babasına el öpmeye giderler. Kayınvalide ve kayınpeder el öpmeye gelen damatlarına daha önceden hazırladıkları hediyelerini verirler. Daha sonra bu el öpme merasimi, oğlanın anne-babasının evinde de tekrarlanır. Burada da oğlanın annesi ve babası geline hazırladıkları hediyelerini verirler.

PAÇA DAVETİ: Yeni evliler, gerdeğe girdikten bir hafta sonraki cuma günü bir yemek daveti verirlerdi. Bu davete gelin ve damadın ancak yakın akrabaları ve tanıdıklarıyla komşuları katılırdı. Yemekte paça yenildiği için bu davete paça günü ismi verilir.

YEMEK DAVETLERİ: Evlendikten bir hafta geçtikten sonra kız evi, yeni dünürlerini "paça daveti"nden bir gün sonrası için, gelin-damat ve iki tarafın uygun gördüğü akrabalar akşam yemeğine davet edilirlerdi. Daha sonra her akraba haftanın bir günü gelinle damadı akşam yemeğine davet ederlerdi. Ailenin büyüklüğüne göre bazen bu davetler, aylarca sürerdi. Daha sonra kız ve erkeğin evli arkadaşları tarafından bu davetler sürdürülürdü. Bu davetler sona erince, bu kez yeni evliler onları evlerine yemeğe davet etmeye başlarlardı.

"MÜBAREK OLSUN" ZİYARETLERİ: Düğünden bir ay kadar geçtikten sonra, yakın akraba, komşu ve dostların "Mübarek Olsun!" ziyaretleri başlardı. Bu ziyaretler sırasında hanımlar, yeni evli çiftlerin ihtiyaç duyacakları şeyleri hediye olarak getirirlerdi.

HÜSEYİN ÇİMRİN'in BİR ZAMANLAR ANTALYA (Yakın Geçmişe Yolculuk ) adlı kitabından alınmıştır.