T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI Antalya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü

Tarihi

Elmalı antik çağda Likya olarak tanımlanan bölge içindedir. Doğusu Pamfilya (Antalya), batısı Karya (Muğla), kuzeyi Psidısya (Burdur-Isparta) bölgesi ile çevrilmiştir. İlçedeki Karaburun, Semayük, Karataş, Kızılbel, Anıtsal mezarları M.Ö. 5.-6. yy. ait Likya özelliği taşımaktadır. Bu çevrede yapılan arkeolojik kazılar sonu ortaya çıkan bir oda genişliğindeki anıtsal mezarların duvarları kök boya ile yapılmış devrinin kültürünü yansıtan av sahneleri, balık avı sahneleri, arba ve taht resimleri ile süslüdür. İlçede Bayındır Köyünde yapılan kazılarla bu çevredeki Kümülüsler açılmış. Kazıda elde edilen eserlerin Friglere ait olduğu ortaya çıkmıştır. Bölge M.S. 395 yıllarına kadar Romalılar M.S. 1080 yıllarına kadar da Bizans hakimiyetinde kalmıştır. Bölgeye Türklerin yerleşmesi 11. yüzyılda başlamıştır. 12. yy. da Antalya ile Aydın arasında 200 bin Yörük çadırının olduğu belirtilmektedir. Anadolu'nun o zamanki nüfusuna göre bu nüfusun çok yoğun bir nüfus olduğu ortaya çıkmaktadır. İlçenin mahalleleri birçoğu oğuz boylarının isimlerini taşımaktadır. Yuva, Salur, Bayındır, Eymir, Avşar, Bayat gibi...

Elmalı ve çevresi erken dönemde Selçuklu yönetimine katılmıştır. Anadolu’da Türk yerleşim ve birliğini sağlayan Selçuklu Devleti l. Alâeddin Keykubat’ın saltanatı (1219-1237) zamanında en başarılı ve görkemli günlerini Elmalı ilçesinin yaşadığını söyleyebiliriz.

Selçuklu Devletinin son yıllarında göller bölgesinde Hamitoğulları Beyliğini kuran Dündar Bey beylikler mücadelesinde Antalya'yı alarak burasını çevresi ile birlikte kardeşi Yunus Beye verir. Bu suretle kurulan ve merkezi Antalya olan Teke Beyliği (1299-1423) diğer Anadolu beylikleri ile kısa bir süre İlhanlıların nüfusu altına girer. İlhanlıların yıkılmasından sonra bağımsızlığına kavuşur. Elmalı ve çevresi Teke Beyliği ile yönetilmiş Osmanlı Devletinin ilk zamanlarında Teke Liva’sının merkezi idi. Daha sonraları da Teke Beyliğinin uzun bir süre yazlık ikametgahı olmuştur. Yıldırım Beyazıt zamanında Osmanlı topraklarına katılan Elmalı (1392), Anadolu eyaletine bağlı Teke Livasının merkezi olmuş ve teke Paşaları sürekli burada yaşamışlardır. Kabalı, Emelas ve Elmalı gibi isimlerle tanınmıştır. Ancak bu isimlerin nereden geldiği konusunda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. 1402 Ankara Savaşının yarattığı boşluktan yaralanmak isteyen Teke Oğullarından Osman Çelebi de Osmanlı kumandanı Firuz Beyoğlu Hamza Bey’in yaptığı ani baskın sonucu öldürülmüş.

Yöre tekrar Osmanlıların eline geçmiş Teke Beyliği ile son bulmuştur(1423). Osmanlı döneminde Liva merkezinin Antalya ya nakledilmesi ile Elmalı kaza olarak kalmış günümüze kadar da hayatiyetini sürdürmüştür.

1. Milattan Önce 14.-9. yy Likya’nın efsanevi devri.
2. 
M.Ö. 14. yy. M.Ö. 9. yy Luvitler (Arzava Krallığı  Devri).
3. M.Ö. 9. yy. M.Ö. 546 Likyalılar.
4. M.Ö. 546 M.Ö. 333 Persler(Satrapları Devre).
5. 
M.Ö. 333 M.Ö. 190 (Büyük İskender ve Halefleri Devri).
6. M.Ö. 190 M.S. 395 Romalılar Devri.
7. M.S. 395 M.S. 1080 Bizanslılar Devri
8. M.S. 1080 M.S. 1324 Selçuklular Devri
9. M.S. 1324 M.S. 1423 Teke Beyliği Devri.
10. M.S. 1423 M.S. 1920 Osmanlı  Devri.

İlçenin Osmanlı dönemindeki kültür ve yaşayışını ise 1659 yıllarında ilçemizi ziyaret eden meşhur seyyahımız Evliya Çelebi den nakledelim.

ELMALI ŞEHRİ: Bu sahranın doğusundan çıkıp geçit vermez. Sesinden insanı dehşet alır:  Bir mağara kapısından çıkıp Elmalı şehri altından akar Konya Gölü ne karışır. Bu göl bazı sene taşıp Elmalı sahrasında bütün mahsulleri mahveder. Bu suyun çıktığı yerde Ömer Paşa BİR SAAT UZUNLUĞUNDA DUVAR YAPTIRMIŞTIR. Birçok köprüler vardır. Bazen bu Seddi dahi aşar. Köprüden geçip bir çeyrek saatte Elmalı şehrinin bağ ve bahçeleri içinden geçtik.

Bölgede yapılan arkeolojik kazılar sonucunda yapılan tarihe ve tanrıçalara ev sahipliği yapan birçok tarihi eser gün ışığına çıkartılmıştır. Bunlardan bazıları olan Kızılbeli Mezarları, Likya Yolu, Fildişi Çocuklu Kadın Heykeli, Gümüş Kral Heykeli, Semahöyük Küp Mezarları, Yapraklı Köyü Yazılı Kaya, Armutlu Köyü Kaya Mezarı, Söğle Yaylası Arı Serenleri tarihsel ve kültürel zenginliğin göstergesidir. Ayrıca Elmalı'da, Çobanisa-Gilevgi mahallesi arasında tarihi Helenistik devri Gilevgi Kalesi bulunmaktadır.

ANTİK KENTLER

CHOMA (HACIMUSALAR) : 
Elmalı-Kaş Karayolu üzerinde, Elmalı İlçe merkezinin 14.5 km güneybatısında Elmalı ovasının merkezine yakın bir noktada yer almaktadır. Deniz seviyesinden yaklaşık 1.040 m. yüksekliktedir. Höyük yuvarlak bir görünüme sahip olup 300 x 350 m. boyutunda, 10-12 m. yüksekliğindedir. Kenarları yüksek ortası çukur olan höyüğün yamaçlarında teraslar görülmektedir. Höyük 1994'ten itibaren Doç. Dr. İlknur Özgen başkanlığındaki bir kazı ekibi  tarafından kazılmaktadır.

Höyükte çalışılan dört ana alanda yoğun mimari kalıntılarla karşılaşılmıştır. Doğu yamacında kerpiçten bir sur duvarı ile kuzey yamacında kerpiç duvarı destekleyen kum taşından diğer bir sur kalıntısı höyük yerleşmesinin oldukça iyi tahkim edilmiş olduğunu göstermektedir. Duvarların altında ele geçmiş olan çanak çömlekler nedeniyle  erken duvarlar M.Ö 6-5. yüzyıllara, geç duvarlar ise Helenistik Döneme (M.Ö 2. yy.) tarihlenebilmektedir. Doğudaki sur duvarları 30-35 kerpiç tuğla sırasına sahip olup,3.5 m. yüksekliğindeki kısmı ele geçmiştir. Gün ışığına çıkartılmış olan buluntular, Höyüğün Neolitik dönemden itibaren Kalkolitik Dönem ,Erken Tunç ve Demir çağlarında iskan edilmiş olduğunu, bu iskanın Roma ve Erken Hristiyanlık Döneminde yoğunlaştığını belgelemektedirler.

Höyüğün ortasında 3 evreli bir kilise yapısı bulunmaktadır. Erken kilise dikdörtgen şeklinde bir bazilika yapısıdır.  5. ve 6. yy'da, planı değiştirilmiş üç konçlu kilise yapısı da geç 6. ve 7. yy'a tarihselleşmektedir. Geç devir kilisesi dediğimiz kubbeli kilise yapısı 10 ve 11. yy'a tarihlenebilir. Böylece kilisenin  M.S. 5 ve 11. yüzyıl arasındaki zaman dilimine tarihlenebilecek kilisenin üç ana evresi de kendi içinde alt evrelere ayrılmaktadır. Kilisenin üç ana evresinde de antik yapılardan getirilmiş olan devşirme malzeme kullanılmıştır. Kazılar sırasında gün ışığına çıkartılan insan figürlü, bitkisel ve geometrik motiflere sahip duvar resimleri geometrik desenli mozaik tavanlar, mimari parçalar ayinle ilgili diğer buluntular ve çanak çömlek parçaları değerlendirildiğinde Hacımusalar Kilisesinin Elmalı bölgesinde yerel öneme sahip bir kilise olmasından çok önemli bir dini merkez olması gerektiği ortaya çıkmaktadır. Antik dönem piskopos listelerinde Choma'nın da piskoposluk merkezi olarak yer almış olması bu görüşü desteklemektedir. Hacımusaların Roma Dönemi öncesi adı bilinmemektedir. Bu bağlamda Choma adının Yunanca "yığma toprak tepe" anlamını taşıması, Hacımusaların Klasik dönemde de höyük görüntüsüne sahip olduğunu göstermektedir.

elmalı_tarihi_foto_1.jpg

elmalı_tarihi_foto_2.jpg

PODALİA: Antalya ili, Elmalı İlçesi, Karamık Köyü, Avlan Gölü mevkinde bulunan Podalia Antik Kenti Antalya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 31.08.1999 gün 4325 sayılı kararı ile I. derece Arkeolojik Sit alanı olarak tescillenmiştir.

SOKLAİ:  Söğle köyü, Avdancık mevkiinde yer alan Soklai Antik Kenti, Antalya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 28.09.2009 gün 3398 sayılı karar ile I. derece Arkeolojik Sit alanı olarak tescillenmiştir. 

KARATAŞ (SEMAYÜK): 1954 yılında Prof. Dr. Matcheld Mellink tarafından Elmalı ovasında gerçekleştirilen yüzey araştırmaları ile bölgenin  M.Ö. 3. bin yıl Batı Anadolu kültürleri arasında önemli bir rol oynadığı belirlenmiştir. 1967 yılında yapılan yüzey araştırmaları ile de Neolitik, Erken ve Geç Kalkolitik dönemlere ait buluntu veren yerleşmeler saptanmıştır. Akçay I, Gökpınar, Bozburun, Karaburun, Bayındırköy, Bağbaşı, Hacımusalar, Semayük, Dinsiz ve Yaka Çiftliği bunlardan bazılarıdır.
Elmalı Bölgesindeki İlk Arkeolojik kazılar 1963-74 yılları arasında Prof. Dr. Matcheld Mellink başkanlığındaki bir ekiple Bağbaşı ve Karataş-Semayük'te yapılmıştır. Elmalı düzlüğündeki çok sayıdaki höyükten biri olan Karataş-Semayük Elmalı'nın yaklaşık 7 km. doğusundaki Semayük köyünün (yeni ismi Bozöyük) hemen batısında yer alan 100 m. çapında ve yaklaşık 4 metre yüksekliğinde yassı bir höyüktür. Karataş-Semayük  çevresinde  toplam 15 bin metre kare olan alanda yapılan 125 açmadaki kazılarda Erken Bronz I, II. (yaklaşık M.Ö. 2.450-2.400) ve III. (yaklaşık M.Ö. 2.300) dönemlerine ait 6 kültür tabakası tespit edilmiştir. 

Buluntular: Semayük seramiği kaba hamurlu ve gözenekli olduğundan kırılmaya ve çürümeye müsaittir. Tip olarak Burdur, Beycesultan Troya ve Ege adaları ile yakın benzerliği olduğu gibi kendine has özellikleri de mevcuttur. Tek renkli, iki renkli, insize ve inkristasion dekorasyonlu türleri mevcuttur. Şekil olarak sivri ve yayvan gaga ağızlı testiler geniş ve uzun boyunlu dört veya iki kulplu vazolar akıtacaklı kaplar, minyatür yuvarlak ve gaga ağızlı kaplar, makara kulplu kaplar ve pithoslar çoğunluktadır. Karataş'ta görülen diğer eserlerin başında kemik ve taş eserler gelir. Bunlar içinde kemik, biz, çekiç, taş çekiç, topuz ve biley taşı en çok görülen eserlerdendir. Höyük, Antalya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 30.01.2007 gün 1415 sayılı karar ile I. Derece Arkeolojik Sit Alanı olarak tescillenmiştir.

Elmalı Semayük küp mezar buluntuları


ÖNEMLİ KÜLTÜR VARLIKLARI

Ömer Paşa Cami : Elmalı merkezinde yer almakta olan Cami, Ketenci Ömer Paşa tarafından 1.602 (1.016 Hicri) tarihinde yaptırılmıştır. Elmalı'nın olduğu kadar Antalya ilinde en büyük yapısı olan Ömer Paşa Cami, camlı kapısı üzerindeki kitabesinden de anlaşılacağı üzere XVII. yüzyıl başında yapılmış olup, Klasik Osmanlı mimari tarzındadır.

Elmalı Ömer Paşa Cami

Kesik Minare: Çarşı meydanında Ömer Paşa Cami karşısında tek bir minare olarak bulunmaktadır. Minare Selçuklu eseridir. 

Medreseler : 1602(1016 Hicri) tarihinde Ketenci Ömer Paşa tarafından cami ile birlikte yaptırılan Ömer Paşa Medresesi 24 kubbe 12 revaklı kesme taş ve dövme demirden yapılmıştır. Cami'nin hemen karşısında bulunmaktadır.

Türbeler :
1- Abdulvahab (Vahab-ı Ümmi) Türbesi; Şehrin kuzeyinde en üst kısımdadır.
2- Abdal Musa Türbesi: Elmalı Tekke köyündedir. Abdal Musa Tekkesi'nin yapılışına ait bir yazı bulunmamakta ise de eserin XIII. yüzyılda yapıldığı ileri sürülmektedir.

Külliyeler: Sinan-i Ümmı Külliyesi Cami: Sinan-i Ümmi kendi adını taşıyan külliyesindeki türbesine defnedilmiştir.

Hamamlar
Bey Hamamı:
Ömer Paşa Cami batısında bulunan bu hamamın klasik devirde yapıldığı sanılmaktadır. Evliya Çelebi'nin de bahsettiği hamamının XVI. yüzyılın sonu XVIII. yüzyılın başlarına ait olduğu anlaşılmaktadır. 

Çeşmeler ve Kuyular: Çatalçeşme, Elmalı çarşı içinde Selçuklular zamanında yapılmış,  kesik Minarenin hemen arkasında Çatalçeşme adı ile anılır. Çeşmenin üzerindeki kitabede 1.284 tarihi ve şunlar yazılıdır ; "Curayı dareyinde bu abın himmet eden zatın Babı Rahmetin - Abdal eyleye Allah Sahübül hayat gasb Abdül gaffar" 

ÖNEMLİ İNSANLAR

ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR:
 Türkçe Kur'an tefsirlerinden birini telif etmiş din adamı, tercüman ve hattat.

elmalı_tarihi_foto_7.jpgHayatı: 1878'de Antalya'nın Elmalı kazasında doğdu. Ailesi aslen Burdurlu olup, babası Hoca Numan Efendi'dir. Numan Efendi daha küçük yaşlardayken Burdur'un Gölhisar kazasının Yazır köyünden ayrılarak Elmalı'ya gelmiş, tahsilini orada tamamlamış, Şeriye Mahkemesi başkatibi olmuştur. Annesi Elmalı alimlerinden Esad Efendi'nin kızı Fatma hanımdır.


Lisan bilgisi: Türkçenin yanında Arapça ve Farsça ile şiir yazacak kadar üst seviyede bir bilgiye sahipti. Ancak yazılarında sade bir Türkçe kullanmıştır. Bunların yanı sıra Fransızca da bilmektedir. "El-metalip ve'l-mezahip" adında Fransızcadan tercüme ettiği bir felsefe tarihi kitabı vardır.

Eğitimi: Muhammed Hamdi Yazır, ilk ve ortaokul tahsilini Elmalı'da Rüşdiye Mektebinde gördü. Hafızlığını da tamamladıktan sonra, Arapça okudu ve İslami ilimleri öğrenmek için, dayısı Hoca Mustafa Sarılar Efendi ile birlikte 1895'de İstanbul'a geldi. Kayserili Mahmud Hamdi Efendi'nin Beyazıt Cami'ndeki derslerine devam etti. Of''lu Mahmut Kamil Efendi'den fıkıh dersleri aldı. Devrin ileri gelen değerli hocalarından ders görerek icazet aldı.

Bilimsel uzmanlığı: Mekteb-i Nuvvab'a girdi ve buradan birincilikle mezun olarak kadılık icazeti aldı. 1905'ten itibaren Beyazıt Cami'nde talebelere ders vermeye başladı ve bu hizmeti 1908 yılına kadar devam etti. Bu arada Şeyhülislamlık'ta Mektubi Kalemi'ne dahil edildi. Bir yandan da Nuvvab'da ve Mülkiye Mektebi'nde ahkam-ı evkaf, Medrese-t-ül Vaizin'de fıkıh, Süleymaniye Medresesi'nde mantık derslerini okutmayı sürdürdü. 1908 yılında dersiâm oldu. Devrin ünlü hattatları Sami Efendi ve Bakkal Arif Efendi'den hat dersleri aldı. Mustafa Kemal Atatürk'ün Kur'an-ı Kerim'i ilk kez Türkçe tefsir etmesi için vazifelendirdiği Mehmet Âkif Ersoy'dan sonraki ikinci kişidir.

Siyasi hayatı: II. Meşrutiyet'in ilanından sonra Meclis-i Mebusan'a Antalya mebusu olarak girdi. Şeyhülislam fetvayı vermediği için, 1. Fetva Emini olarak II. Abdülhamit'in tahttan alınması için gereken fetva'yı İttihad Terakkicilerin isteği doğrultusunda yazdı. Daha sonra da karşı cephede olan Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nda faaliyetlerini sürdürdü. Daha sonra sırasıyla, Dar-ül Hikmet-ül İslamiye azalığına (Ağustos 1918), Nisan 1919'da bu kurumun başkanlığına tayin edildi. Damat Ferit Paşa'nın kabinelerinde Evkaf (Vakıflar) Nazırı olarak vazife yaptı. Eylül 1919'da Ayan Meclisi üyeliğine getirildi. İttihat ve Terakki'nin ilim şubesinde vazife yaptı.

Mülki ve hukuki yönü: 1909 yılında Mülkiye Mektebi'nde Ahkâm-ı Evkâf ve Arâzî dersleri okutmuş ve yine aynı yıllarda Mekteb-i Kuzâtta "Fıkıh" dersleri vermiştir. Daha sonra Darü'l-Hikmeti'l-İslâmiye (Şeyhü'l-İslâmlığa bağlı Yüksek Müşavere Heyeti) üyeliğine ve bir müddet sonra da başkanlığına tayin edilmiştir. I. Dünya Savaşı'ndan sonra Evkaf Nazırlığı'nda bulunmuş ve bu sırada Âyan Meclisi üyesi olmuştur.

Felsefi yönü: Varlığın ve bilginin bilimsel olarak araştırılması (Felsefe) ile de ilgilenen Elmalılı Hamdi Yazır, batılı yazarların eserlerini de tercüme etmiştir. Bu eserlerde ileri sürülen konulara eleştirel yaklaşım sergileyen Elmalılı Hamdi Efendi, felsefe ve din arasında cereyan eden tartışmalara çözüm bulmaya çalışmıştır. Filozofların gerçeği kavrayamadıklarını belirtmiş, akıl ile iman bütünleştiği zaman gerçeğin kavranıp doğrulanabileceği fikrini savunmuştur.

Cumhuriyet döneminde: Cumhuriyet'in ilanı esnasında Medrese-t-ül Mütehassisin'de mantık dersleri okutuyordu. Damat Ferit Paşa kabinelerindeki görevi dolayısıyla, bu kabinelerin Milli Mücadele aleyhine verdiği kararlarda sorumluluğu bulunduğu gerekçesiyle gıyabında idama mahkûm edildiyse de, aynı zamanda yeğeni Emin Paksüt'ün kayınpederi olan Kel Ali' nin başkanlık ettiği Ankara İstiklal Mahkemesi'nde yapılan muhakemesinden sonra suçsuzluğu tespit edilerek beraat etti.

Vefatı: Elmalılı Hafız Muhammed Hamdi Yazır, Uzun zaman devam eden kalp yetmezliği rahatsızlığından ötürü Erenköy'de 27 Mayıs 1942'de vefat etti. Kabri Sahrayı Cedit Mezarlığındadır.

Beyânül-Hak ve Sebîlürreşad dergilerinde Küçük Hamdi veya Elmalılı Küçük Hamdi mahlası ile makalelerini yayınlanmıştır. Tefsirinde ise Elmalılı Hamdi Yazır imzasıyla eserini yayınlamıştır.

Hak Dini Kur'an Dili (Kuran'ı Kerim'in Türkçe Tefsiri) ve Atatürk


 Atatürk'ün emri ile 1935 yılında matbaa’ya verilen orijinal baskı

Atatürk'ün Elmalı'ya yazdırdığı tefsir olup günümüzde de önde gelen İslam âlimleri tarafından da hala en güvenilir tefsir olarak kabul edilmektedir. Atatürk'ün Diyanet İşleri Başkanlığı'na verdiği talimatı üzerine yazdırıldı. 1926'da Diyanet İşleri Riyaseti 'Kur'an'ı çağın icablarına göre yeniden tefsir edebilecek bir alim aradı. Sonunda vazifeli talimat üzerine Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır'a verildi. Devlet eliyle yazdırılan bu tefsirle Atatürk bizzat ilgilendi. Atatürk Şeyh Sait Ayaklanmasının bastırıldığı, çağdaşlaşma ve modernleşme adına yapılan inkılaplara yönelik itirazların arttığı bir devirde İslamiyet'in temel kaynağı olan Kur'an'ın yeniden tefsir etmesini istedi. Atatürk, yedi madde ile nasıl bir tefsir istediğini ortaya koydu. Bu yedi madde daha sonra Diyanet İşleri Riyaseti ile Elmalılı Hamdi Yazır arasında imzalanan protokole kondu. Atatürk, Diyanete gönderdiği yazıda bilhassa iki maddenin üzerinde duruyordu. Yeni tefsir 'Ehli Sünnet' itikadına ve 'Hanefi' mezhebinin görüşlerine göre hazırlanacaktı. Diğer bir isteği de 'ibret ve nasihat mahiyeti taşıyan ayetlerin genişçe izah edilmesi' idi. Atatürk, hüküm içeren ayetlerin de Türk-İslam geleneği göz önünde bulundurularak yorumlanmasını arzu ediyordu.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın manevi şahsiyetini tüm yönleri ile tanıtmak amacıyla 2014 Muhammed Hamdi YAZIR Yılı olarak belirlendi. “Şehr-i Elmalı” projesi kapsamında BAKA'nın (Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı) da desteğiyle 3 Ağustos 2013 tarihinde açıldı. ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR KENT MÜZESİ hazırlanırken torunu Mehmet Hamdi YAZIR ve ailesi de katkılarda bulundu. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır Kent Müzesi’nde bulunan Muhammed Hamdi Yazır’ın kişisel eşyaları sergilenmektedir. Muhammed Hamdi Yazır’ın hayatı ve kişiliği hakkında bilgileri içeren Elmalı Kaymakamlığı desteği ile kitaplar bastırıldı. 

İBRAHİM BEDRETTİN ELMALI:  Türk ilahiyatçı ve siyasetçi 8. Diyanet İşleri Başkanı.

İbrahim Bedrettin Elmalı Türkiye Cumhuriyetinin 8. Diyanet İşleri Başkanıdır. İlk ve orta tahsilini Elmalı'da yaptı. Daha sonra İstanbul'a gelerek Dar'ül Hilafet'ül Aliyye Medresesine girdi. Ardından da 1928 yılında Darülfünûn İlahiyat Fakültesi'nden mezun oldu. İstanbul ve Ankara'da çeşitli memuriyetlerde bulunduktan sonra, Üsküdar ve İstanbul Müftülükleri yaptı. Bir süre Diyanet İşleri Başkanlığı Personel Dairesi Başkanlığı yaptıktan sonra 17 Aralık 1965 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığı'na tayin edildi. Bu görevde yaklaşık bir yıl kaldıktan sonra 25 Ekim 1966 tarihinde emekli oldu. 3. (XIV) Dönem İstanbul ve 4. (XV) Dönem Afyonkarahisar milletvekili olarak iki dönem TBMM'de görev yaptı hayatı boyunca hiç evlenmeyen Elmalı hoca kılınan cenaze namazının ardından 6 aralık 1994 tarihinde Finike’de toprağa verildi.


Şahsiyeti: İbrahim Bedrettin Elmalı, dinî yüksek öğrenimini Cumhuriyet dönemi eğitim kurumlarından biri olan Darülfünun İlahiyat Fakültesi’nde yapan ilk İstanbul Müftüsü ve ilk Diyanet İşleri Başkanıdır. Ayrıca Elmalı, Ömer Nasûhi Bilmen’den sonra, İstanbul Müftüsü olarak vazife alıp, sonrasında Diyanet İşleri Reisliğine getirilen ikinci şahıstır. Elmalı, görevli bulunduğu bütün kurumlarda ve bilhassa Üsküdar ve İstanbul müftülükleri sırasında çalışkanlığı, disiplini ve idarî mevzuata vukufuyla temayüz etmiştir. İyi derecede Arapça ve Farsça bildiği, ayrıca tarihî eserler ve arşiv kayıtlarını incelemeye meraklı olduğu Devlet Arşivinde görevli olduğu süre içerisinde yaptığı çalışmalardan anlaşılmaktadır.
Henüz otuzlu yaşlarında iken yakalandığı ve uzun süre mücadele ettiği tüberküloz hastalığı, onun aylarca görevinden uzak kalmasına sebep olduğu gibi bu durum onu derinlikli ilmî faaliyetlerden de alıkoymuştur.

Merhum Elmalı, hiç evlenmemiştir. Yayımlanmış herhangi bir kitap veya makalesi bulunmamaktadır.